|
Duyguların Yönetimi
Prof.
Dr. İsmet S. Barutcugil
Hızla büyüyen organizasyonların yenilikçi, motivasyonu yüksek ve
verimli çalışanlara ihtiyacı vardır. Ancak günümüzde, çoğu
organizasyonda çalışanların morali ve iş tatmini çok düşük düzeyde
kalmakta ve çalışanların çoğu, kendilerinin “tüketildiğini”
düşünmektedirler. Köklü değişimler, çatışmalar, stres, iletişimsizlik
ve düşük motivasyonun doğurduğu sorunlar çalışanların enerjilerini alıp
götürmektedir. İş tatminsizliğinin ve düşük performansın ağır faturasını
ödemek istemeyen liderler, sistemler ve süreçler üzerinde olduğu kadar çalışanların
duyguları üzerinde de odaklanmak zorundadırlar.
Çalışanlarının
duygularını anlamayan ve yönetemeyen liderler, onların düşüncelerini ve
eylemlerini de yönetemeyeceklerdir.
Duyguların
yönetiminde başarılı olmak için aşağıdaki ilke ve önerilere de dikkat
etmekte yarar vardır. Bu, bir taraftan, organizasyonda çalışanların
performanslarını artıracak, iş tatminlerini yükseltecek, diğer taraftan
organizasyonun amaçlarının gerçekleşmesini sağlayacaktır.
1. Duyguları paylaşacak ve destekleyecek bir
kurumsal
yapı kurun ve uygun süreçleri oluşturun.
İş ortamında hiyerarşik
yapının ve aşırı fonksiyonel bölümlenmenin yol açtığı kopukluklar ve
iletişimsizlik duyguların ifade edilmesini ve paylaşılmasını engeller. Çalışanlar,
departmanlarının kalın duvarları içinde ya da silolarında duygularıyla
baş başa bırakılmamalıdırlar. Yapı ve süreçler insanların duygularının
olumlu yanlarını geliştirecek ve kullanacak, olumsuz yanlarını da giderecek
şekilde oluşturulmalıdır.
2. Olumlu ilişkileri ve bunlardan kaynaklanan duyguları
destekleyen bir kültür oluşturun.
Organizasyon, her türlü
araç ve yöntemi kullanarak insanlar arasındaki olumlu ilişkileri güçlendirecek
ortamı yaratmalıdır. Kurumsal kültür; şarkılar, sloganlar, logolar,
renkler ve semboller, törenler, hikâyeler ve kahramanlar gibi unsurlardan
yararlanarak duygusal paylaşımı desteklemelidir. Liderlerin yenilikçiliği,
özgürlüğü, eğlenceyi ve canlılığı destekleyecek, insanların sabah
gelmekten keyif alacakları bir çalışma ortamı yaratmaları gerekir.
İnsanları takdir etme yöntemleri yalnızca parasal
ödüllerle sınırlı değildir. Bir el sıkışma, bir sırt sıvazlama ya da
bir üst yöneticiden kişisel bir teşekkür notu da bir
çalışanın motivasyonunu uzunca bir süre yüksek tutmaya yetebilir. Çalışanlarına
güvenen ve onlarla gurur duyan bir organizasyon olun. Bu konudaki kararlılığınızı
değişik ortamlarda değişik şekillerde gösterin. Çalışanlarınızın
kendilerini değerli hissettikleri bir kültür yaratın.
3. Etkili iletişimi sağlamak için elinizden gelen her şeyi
yapın.
Çalışanlar arasında, organizasyonun tüm basamaklarında
dürüst, açık ve etkili iletişim özendirilmelidir. Gerekiyorsa, bu konuda
tutum, bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik eğitimler düzenlenmelidir. Yöneticiler,
iletişimin tüm araçlarını yere, zamana ve duruma göre en uygun olanlarını
öne çıkararak etkili bir biçimde kullanmalıdırlar. Ancak, iletişimi yalnızca
gelişmiş teknolojileri kullanarak yapılan bir enformasyon aktarımı olarak görmemek
gerekir. Etkili iletişimde önemli olan araçların kullanımı değil, insan
duygularının paylaşımıdır.
Bugün pek çok kişi için iletişim peş peşe
gelen talimatlar, uzayan toplantılar ve olumsuz geribildirimlerle dolu bir alışkanlıktan
başka bir anlam ifade etmemektedir. Kararlar alınmadan önce çalışanların
katkısını istemek, kararları benimsemelerini kolaylaştırır. Dedikodu çarklarının
daha hızlı dönmeye başladığını fark eder etmez toplantılar düzenleyin
ve çalışanların sorularını sormalarına, kaygılarını dile getirmelerine
izin verin. Çalışanlar kendilerine gerçeklerin anlatılmasını isterler. En
üstten başlayan dürüstlük ve açıklık, işyerinde güven ortamı oluşturur.
4. Çalışanlara, onları zorlayacak büyük bir resim sunun, vizyon
verin.
Çalışanlar şirketin amacının ne olduğunu,
oyunun nasıl oynandığını ve kendilerinin nasıl katkıda bulunacaklarını
bilmek isterler. Bu bilgiler olmadığı zaman çalışanlar yararlı katkılarda
bulunmalarını sağlayacak bir yapısal çerçeveden yoksun kalırlar. Ancak, büyük
resmin ne olduğunu entelektüel düzeyde bilmek yeterli değildir: Çalışanların
zekası büyük resim duygusal düzeyde de anlaşıldığı ve değeri kabul
edildiği zaman sınırlarından kurtulup harekete geçecektir. Çalışanların
ancak o zaman ürünleri, hizmetleri ve süreçleri nasıl geliştirecekleri üzerinde
kafa yormaya başlayacaklarını bilin.
5. Çalışanlara yaptıkları iş üzerinde söz sahibi olma hakkını
tanıyın.
Çalışanlara yaptıkları iş üzerinde kontrol hakkı tanınmaması
ve sonuçların sonradan öğrenilmesi, onlar üzerinde bir çaresizlik duygusuna
yol açar; insanlar artık çözüm aramak için hiçbir girişimde bulunmaz
olurlar, çünkü bir çözüm olmadığını “bilirler”. Bu da yenilik ya da sorunların zekice çözümü açısından
verimli bir zemin olamaz. Kendisini çaresiz hissetmek insanları yalnızca
sorunlara çözüm aramaktan alıkoymakla kalmayıp, onların düşünme
yeteneklerini de etkiler. İnsanlar kendilerini güçsüz ve çaresiz
hissettiklerinde, akıllarını kullanmayı bırakırlar.
İşleri üzerinde söz sahibi olmadıkça ve değerlendirme yapıp sonuca ulaşma
yeteneklerini kullanmalarına izin verilmedikçe, çalışanlar, aşağıya doğru
inen bir sarmal üzerinde giderek daha kötü değerlendirmeler yapar, daha kötü
kararlar verirler; bu da, çaresizlik duygularını artırarak akıllarını
giderek daha az kullanabilmelerine yol açar. Çalışanları değerlendirme
yapmaya, kararlar vermeye, iş yaşamları üzerinde söz sahibi olmaya özendirin
ve böylece onların “düşünce güçlerinin” gelişmesini sağlayın.
Çalışanlarınızın yaptıkları işe
kendilerini katmalarına izin verin. Bir yönetici olarak misyon bildirinizi yazın,
bunu çalışanlarınızla paylaşın ve onlara kendi misyon bildirilerini
yazmalarını söyleyin.
6. Güven ilişkilerini güçlendiren bir ortam yaratın.
Bilgiler ve duygular eğer paylaşılırsa hızla değer
kazanır ve gelişir. Ancak, güvenin söz konusu olmadığı, insanların
kolayca harcanabilecekleri düşündükleri organizasyonlarda hiç kimse
elindeki pazarlık kozunu vermek, yani işini korumasına yardım edebilecek özel
bilgi ve becerilerini paylaşmak istemez. Çoğu organizasyonda bilgi güç değil,
güvenlik içinde olmak demektir. Organizasyona güven duymayan ve kolayca gözden
çıkarılabileceğini düşünen bir kişi bilgisini ve zihinsel gücünü
kendisine saklar. Bildiklerini başkası ile paylaşırsa değerinin azalacağını
düşünür. Güvensizliğin egemen olduğu ortamlarda çok önemli bilgilerin
ve zihinsel becerilerin büyük bir kısmı bir kenarda bekler, ancak ara sıra
kullanılmak üzere ortaya çıkarılır.
7.Yöneticileri çalışanlarına yol gösterip onları eğittikleri için
ödüllendirin.
Başarılı organizasyonlar, kalıpların dışında düşünebilmek
için duygusal güvenliğin gerekli olduğunu bilirler. Çalışanları kendi başlarına
düşündükleri için cezalandırmak ya da bir sorunun yanıtını almak için
patrona koştuklarından dolayı ödüllendirmek, onların akıllarını
kullanamamalarına neden olur. “Her şeyi bilen” yöneticilerin yanında “Hiçbir şey bilmeyen”
çalışanlar bulunur. Yöneticiler, her şeyin yanıtını bilemeyeceklerini
rahatça kabullendikleri ve çalışanlarına kendi çözümlerini üretmeleri için
yol gösterebildikleri zaman çalışanların kendilerine güveni ve verdikleri
değer artar.
8.Başarıyı yakalamayı, paylaşmayı ve kullanmayı bir eğlence
haline getirin, kutlayın ve ödüllendirin.
Başarılı organizasyonlar, düşünce ile duygu arasındaki ilişkiyi anlamışlardır.
Bilgi ve duygu paylaşımının keyfini çalışanlarına yaşatır ve bunu
kutlarlar.
Başarılı
organizasyonlar,
diğer bazı organizasyonların olumlu duygular yaratan bir kültürü
nasıl oluşturduklarına ve bunun karşılığında çalışanlarını nasıl
ödüllendirildiklerine ilişkin örnekleri izlerler. Ayrıca, çalışanların
olumlu ilişkiler geliştirerek iş arkadaşlarının sahip oldukları bilgileri
daha iyi iş çıkarmak ya da işlerini kolaylaştırmak için birlikte nasıl
kullandıklarına ilişkin örnekleri de çalışanlarına aktarırlar. “Ödüllendirilen davranış tekrarlanır” ifadesi
burada da geçerlidir. Güvenin egemen olduğu, bilginin paylaşıldığı bir kültür
yaratmak için, ortak duyguların paylaşıldığı etkinlikler düzenleyin, eğitimler
yapın. Bu eylemleri kutlayın, ödüllendirin.
İşyerlerinde uygulanan ödüllendirme yöntemlerini
motivasyon üzerindeki etkileri açısından sıraya dizmeleri istendiğinde çalışanlar
genellikle şu üç unsuru en başa koymaktadır: ilginç
bir iş, yaptıkları işin takdir edilmesi ve olayların “içinde” yer alıyor
olma duygusu.
9.
Düşünmeye ve
değerlendirmeye zaman ayrılmasını isteyin.
Olumlu ilişkilere dayalı bir kurumsal kültürün yaratılmasında geçmiş
deneyimler üzerine düşünmek ve bunları değerlendirmek çok önemlidir. Üzerinde
düşünmediğimiz sürece deneyimlerden ders alamaz, yeni inançlar ve değerler
geliştiremeyiz. İnsanların sürekli olarak bir işten diğerine koşmalarını
beklemek ve bu davranışı ödüllendirmek ise, organizasyonlarda performans ve
iş tatmini kısıtlayan bir tutumdur. Çalışanlardan zaman zaman duygularını,
tutumlarını, inanç ve değerlerini düşünmeye ve değerlendirmeye zaman ayırmalarını
isteyin.
10. Olumlu bir
duygusal ortam yaratın.
Başarılı organizasyonlar,
duygular ile aklın birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe olduklarını
sezgileriyle bilirler. Duygular dikkatimizin odaklanmasını sağlar ve düşüncemizi
şekillendirir. Ne düşündüğümüzü ve neleri fark ettiğimizi etkileyerek
dikkatimizin odaklanmasını sağlarlar. Yaptıkları işten heyecan ve gurur
duyan, kendilerine değer verildiğini hisseden çalışanlar, kuruluşlarını
daha iyi hale getirmenin yolları üzerinde düşünür ve bu konudaki fırsatlara
karşı uyanık olurlar. Üstlerinden gelen geribildirimi, müşterilerin
tepkilerini ve pazardaki değişiklikleri olumlu bir biçimde yorumlar ve olumlu
tepkiler verirler. Entelektüel güçlerinin tamamını kullanırlar. Yaratıcı,
esnek ve analitik düşünürler. Korku duyguları içinde yaşayan, kırgın ve
sıkıntı içindeki çalışanlar ise, entelektüel kapasitelerinin büyük bir
bölümünü kaybederler ve bunun sonucu olarak katı, ilkel, dağınık, basit
ve yüzeysel düşünmeye başlarlar. Bunun nedeni acı verici gerçekten kaçma
isteğidir. Olumsuz duygusal durumlar ile entelektüel işlevler arasındaki bu
ilişkiyi anlamak, insan kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek isteyen
kuruluşlar açısından çok önemlidir.
Hızla büyüyen organizasyonlar, zihinsel ve duygusal farklılıklardan
yararlanırlar. Çok sayıda ve çeşitlilikte
insanın bir ekip oluşturmasının ne kadar
büyük bir potansiyel güç
yaratacağını bilirler. Başarılı liderler, insanlara, oldukları gibi olma
fırsatı tanırlar; zaten kendileri de özgün ve gerçektirler. Kişisel
vizyonunu, duygularını ve düşlerini çalışanlarıyla paylaşan liderler,
bunun karşılığını alırlar. Yüksek performans hedefleri belirleyin, içinizdeki
heyecanı,
coşkuyu paylaşın. Her gelişmeyi ve başarıyı kutlayın! Çalışanlar
işlerini sevdikleri ve kendilerine değer verildiğini hissettikleri zaman, tüm
bilgi ve becerilerini işe vereceklerdir.
Hızla büyüyen organizasyonlarda çalışanların yenilikçi, kararlı
ve yeni talepleri karşılamaya hazır olmaları, bunun için kendilerini geliştirmeyi
istemeleri gerekir. Bu da, ancak çalışanların güven duyma, değerli
olduklarını hissetme ve işlerinin bir anlamı olduğunu düşünme ihtiyaçlarının
karşılanması halinde gerçekleşebilecektir.
Değişim Dönemlerinde İnsanlara Neler Oluyor?
Prof. Dr. İsmet
Barutcugil
Değişim, bir şeylerin bitmesi, yeni ve farklı bir başka şeyin başlamasıyla
ortaya çıkar. Eski ile yeni arasındaki geçiş sürecidir. Bu süreç içinde
insanlar eskiyi unutmak, yeniyi öğrenmek ve sahiplenmek zorundadırlar. Bu süreç,
bilinen ve alışılmış olandan bilinmeyene doğru bir yolculuktur
Daha önceleri, değişimler kısa süreli bir rahatsızlık dalgası
yaratır, ancak arkasından oldukça uzun süreli bir kararlılık dönemi
gelirdi. İnsanlar bu dönemlerde güvenli ve yüksek performanslı çalışma
ortamları bulurlardı. Günümüzde artık bu kararlılık dönemleri yaşanmamakta,
değişimlerin yarattığı kaoslar, türbülanslar birbirini izlemekte, adeta
bir süreklilik göstermekte ve etkileri büyük olmaktadır.
Son yıllarda yaşadığımız değişimleri gözümüzün önüne bir
getirelim. İki ya da üç yıl öncesinde nerede ne yaptığımızı, hangi işlerle
ve müşterilerle nasıl ilgilendiğimizi hatırlayalım. O günlerden bugüne
hangi değişim deneyimlerini yaşadığımızı düşünelim. Çok büyük bir
olasılıkla şirketimiz küçülme, büyüme, birleşme, satın alma, tasfiye,
yeniden yapılanma gibi önemli bir değişim geçirdi. Yönetim kadrolarında
değişiklikler oldu. Kurum kültürünü etkileyecek yeni politikalar, değerler
ve beklentiler oluştu. Şirketimizde yeni birimler kuruldu, yeni elemanlar işe
alındı veya yeni müşteriler bulundu. Ürünlerde, hizmetlerde ve kullanılan
tekniklerde köklü değişiklikler yapıldı.
Bugün, çoğumuz, yeni iş arkadaşlarıyla, farklı teknolojiler kullanarak,
yeni müşterilerimiz için farklı ürün ve hizmetler üretiyoruz ve iki yıl
öncesinde sahip olmadığımız bilgi ve beceriler kullanıyoruz.
Bu listedeki değişikliklerden en azından bir kaçını yaşamamış
bir kişiyi çevremizde görmemiz söz konusu değil. Ayrıca, bu değişimlerin
bittiğini ve en azından bir süre için bu tür değişimleri yaşamayacağımızı
söylememiz de olası değil.
Değişim Karşısında Değişen Tepkiler
Değişiklikler organizasyonlarda çalışanlar arasında farklı
tepkilerle karşılanır. Değişime açık olanlarla değişime direnenlerin çatışması
ve ciddi anlaşmazlıkların doğması çoğu kez kaçınılmazdır. Hemen her şeyi
ilk kez deneyen yenilikçiler ve erkenciler; sık sık inkarcıların, inatçıların
ve direnişçilerin gizli ya da açık mücadelesiyle baş etmek zorunda kalırlar.
Değişim dönemlerinde bazı kişilerin yaşadığı duygular bazen endişe,
kafa karışıklığı, korku, kuşku, umutsuzluk gibi son derece tehlikeli düzeylere
kadar gidebilir. Bu nedenle, değişim dönemlerinde duyguların yönetimi
organizasyon liderleri için kritik bir görev olmaktadır. Liderlerin değişimi
etkili bir şekilde duyuracak ve uygulayacak stratejileri olmadığında çoğu
kez orta kademe yöneticiler ve takım liderleri (ve çalışanlar) bir kaos yaşarlar.
Bu durumda, hemen herkes iletişimsizlikten yakınmaya, birbirini suçlamaya ya
da oturup beklemeye başlar. Sonuçta bu insanlar değişim dalgası içinde
kaybolup giderler.
Oysa yöneticiler ve çalışanlar, değişimin içerdiği fırsatları görmeli,
belirli adımları ve stratejileri izleyerek üretkenliği ve büyümeyi
cesaretlendiren bir iklim yaratabilmelidirler.
Birçok organizasyonda değişime tepkiler değişik yönetim basamaklarında
farklı şekillerde ortaya çıkar.
Çoğunlukla üst yöneticiler değişimin etkilerini kontrol altına almakta
zorlanırlar. Değişimin çalışanları üzerindeki etkilerini tam ve doğru
olarak tahmin edemezler. Zamanlarının çoğunu stratejik planlama toplantılarına
katılmak, araştırma raporlarını okumak ve bilgi toplamakla geçirirler. Bu
yöneticiler,
iletişim kurmaktan ve kötü haber duymaktan kaçınırlar.
Bilgisizliklerini de kabul etmek istemezler. Bir değişiklik duyurulduğu zaman
çalışanların buna uymalarını
beklerler. Eğer insanlar değişikliğe direnir ya da şikayet ederlerse orta
kademe yöneticilerini suçlarlar. Çalışanlar olumlu tepki vermedikleri zaman
da genellikle kendilerini ihanete uğramış hissederler.
Orta kademe yöneticiler, üzerlerinde
üst yönetimin organizasyonu değiştir baskısını duyarlar. Farklı yönlere çekildiklerini
hissederler. Çoklu önceliklere odaklanmak için ihtiyaç duydukları bilginin
ve yönlendirmenin olmadığını düşünürler. Ellerinde açık talimatlar
yoktur. Mevcut yönetim yaklaşımlarına artık cevap vermeyen tedirgin,
direnen ya da geriye çekilen çalışanlar tarafından kuşatılmışlardır.
Kendilerini, üstleri tarafından terkedilmiş, suçlanan ve yanlış anlaşılan
kişiler olarak görürler.
Çalışanlar ise genellikle üst
yönetim tarafından duyurulan değişiklikler nedeniyle kendilerini ihanete
veya saldırıya uğramış hissederler. Çoğunlukla hazırlıksız yakalandıklarını
düşünürler ve onlara tepki vermek istemezler. Bir çok çalışan direnme, kızgınlık,
hayal kırıklığı veya şaşkınlık ile tepki verir. Tepkilerini ifade eden
düşünce ve sözler genelde “Benim şirketim
bana bunu da mı yapacaktı?” şeklinde olur. Tepkileri giderek “geriye
çekilmek” duvarında katılaşır. Risk almaktan korkmaya başlarlar. Yenilikçi
olmak ve yeni şeyleri denemek istemezler. Uzun süredir geliştirdikleri ve sağlıklı
olduğuna inandıkları ilişkilerini, alışmış oldukları yapıyı ve önceden
görülebilen kariyer ilerleme kalıplarını kaybetme deneyimini yaşarlar.
Kaybetme Duygusu
Değişim dönemlerinde yapılabilecek en büyük hata onun insanlar üzerindeki
etkisini küçümsemektir. Gerilim, odaklanamama, baş ve mide ağrılarından
başlayıp uykusuzluk, terleme, aşırı sinirlilik gibi bir çok psikolojik ve
fiziksel belirtilere yol açan değişim sürecindeki sorunun kaynağı çoğu
kez kaybetme duygusudur. Değişim olumlu yönde bile olsa kaybetme duygusunu
beraberinde getirir. Bu nedenle, yöneticilerin öncelikle kayıpları anlaması
ve bunun yarattığı duyguları yönetmesi gerekir. Bu değişim yaşandığında
ortaya çıkan kaybetme duygusunun beş farklı boyutu bulunmaktadır:
-
Güvenlik: İşlerinin
ve ilişkilerinin kontrolünü kaybettikleri duygusunu yaşayan insanlar gelecek
endişesi duyarlar, kendilerine ve şirketlerine olan güvenlerini kaybederler.
-
Uzmanlık: Eğitim ve
deneyimle kazandıkları uzmanlıklarının giderek geçersiz kalacağından
endişe eden insanlar, diğer taraftan da yeni bilgi ve becerileri nasıl
kazanacaklarını bilememenin sıkıntısını yaşarlar.
-
İlişkiler: Kendilerini rahat ve güvenli hissettikleri ilişkiler giderek kaybolduğunda
insanlar bir takıma ya da organizasyona ait olma duygularını da
yitirebilirler.
-
Yön duygusu: Nereye
gittiklerini ve bunun nedenini anlayamayan insanlar işlerine bir anlam ve yön
veremezler.
-
Alan: Daha önce
kendilerine ait olduğunu düşündükleri alanların belirsizleştiği ya da
yok olduğu duygusuna kapılan insanlar üzüntü ile kızgınlık arasında
gidip gelen tepkiler verebilirler.
İnsanların değişim süresinde kaybetme duygusu yaşaması onların zayıf
ya da eski kafalı oldukları anlamına
gelmez. Bu, geçişin normal bir aşamasıdır. Yöneticiler her değişimin bir
kaybetme duygusu yarattığını kabul etmelidirler. Her
şeyin
eskisi gibi olduğu şeklinde davranmak ve kayıpları görmemezlikten
gelmek değişim sürecinin ileri aşamalarında daha büyük direnişlere ve
sorunlara yol açacaktır.
Değişim Sürecinin Aşamalarında Yaşanan Duygular
İnsanlar, bir değişimi yaşarken genellikle inkar, direnme, araştırma
ve kabullenme / adanma olmak üzere bir sürecin dört temel aşamasını yaşarlar.
Ancak, bazıları bu aşamaları hızla tamamlarken bazıları farklı aşamalardan
birine takılıp kalırlar. Liderlerin görevi, bu aşamaları olabildiğince az
duygusal sorunlar yaşayarak aşabilmeleri için çalışanlarına yardımcı
olmaktır.
Değişim sürecinin
aşamaları ve bu aşamalarda yaşanan duygular ayrıntılı olarak şu başlıklar
altında ele alınabilir:
-
Odaklanamama:
Düşünmekte, hissetmekte, konsantre olmakta ve plan yapmakta zorluk çekilir.
İnançsızlık, bağlantı kuramama ve yalnızlık duyguları yaşanır. Kişi,
kendisini yenilgiye uğramış, şok olmuş ve sersemlemiş hisseder. Herhangi
bir eylem yapma konusunda yetkinliğini yitirmiştir. Adeta, işine bakışının
odak noktası kaybolmuş, görüntü belirsizleşmiştir.
-
İnkar:
Bu aşamada insan bilinçli olarak hiçbir şey
olmamış ve olmayacakmış gibi davranarak her zaman yaptıklarını yapmaya,
eskisi gibi çalışmaya devam eder. Bir anlamda rahatlamıştır. Kendini iyi
hisseder. Risk almayarak kendini koruduğunu düşünür. Ancak, bu aşama uzun
sürerse insanlar kendilerini ve iş geleceklerini tehlikeye atacak şekilde bugüne
saplanıp kalırlar. Değişim ihtiyaçlarını ve nasıl değişebileceklerini
araştırmaya gerek görmezler.
-
Direnme:
Durumun gerçekleriyle yüz yüze gelen insanlar, inkarın tepkisizliğini bırakıp
herkesi, her şeyi sorgulamaya başlarlar. Kendinden şüphe, kızgınlık, hayal
kırıklığı, endişe, korku gibi duygularla "Bu neden bana oluyor? Neden şimdi? Bunu hak etmek için ben ne
yaptım?" gibi sorular sorarlar. Bir taraftan moral bozukluğu, kayıtsızlık,
güçsüzlük, kontrolsüzlük duyguları yaşarken diğer taraftan sinirli, kızgın
bir şekilde çözümler üretmeye çalışırlar.
-
Oluruna
Bırakma: Adeta ayakların yerden kesilip,
geçmişle gelecek arasında bir sarkaç gibi gidip gelme duygusudur. Bir
taraftan değişmemenin zararlarını görmek, diğer taraftan geçmişten
kopamamaktır. Bir ayak geçmişte bir ayak gelecektedir. Geçmişe elveda demek
ve geleceğe odaklanmak için kişinin ciddi bir çaba göstermesi gerekir.
-
Araştırma
ve Yeni Sınırları Belirleme: Bu aşamada
dikkatlerini bir kez daha geleceğe ve dış dünyaya odaklayan insanların
enerjisi ve coşkusu artar. Yeni davranışları deneyen ve küçük de olsa bazı
başarılar elde edenler böylece değişimin fırsatlarını ve kendi
yeterliliklerini denemiş olmaktadırlar. Bu aşamada insanların kendilerine güven
duygusu geri dönmekte, geleceğini ve yaşamını kontrol edebileceği duygusu
güçlenmektedir. Yeni sorumluluklarını anlamaya çalışan insanlar yeni ilişkiler
geliştirmek için yollar aramaya, yeni bilgiler ve beceriler öğrenmeye ve içlerindeki
yaratıcı enerjiyi daha fazla kullanmaya başlarlar. Bu aşamada çok fazla
enerji ve çok sayıda yeni fikir olacak, fakat odaklanma yetersiz kalacaktır.
-
Değişimi
Özümseme: İnsanlar, bu aşamada, değişim süresi
boyunca öğrendikleri hakkında derinlemesine düşünmeye ve elde ettikleri başarıları
fark etmeye başlarlar. Öğrendiklerinin bilincine ulaşan bu insanlar,
deneyimlerini benzer durumdaki diğer kişilerle de paylaşmaya ve onları da
gelecek konusunda cesaretlendirmeye çalışırlar.
-
Değişime
Adanma: Artık, kendine ve başkalarına güven
duymaya başlayan ve öğrendiklerini işine ve yaşama aktaran insanlar
kendilerini değişime adamaya hazırdır. Onlar için gelecek artık bugündür.
Kendi misyonlarını yeniden yaratmaya ve onun gerçekleşmesi için eylem
planları yapmaya başlamışlardır. Kendi tempolarıyla değişimi yakalamış
ve geleceği kucaklamışlardır. Bu aşama, bir başka büyük değişiklik
nedeniyle yeni bir geçiş döngüsü başlayana kadar devam edecektir.
Değişim
Sürecinde Oynanan Bazı Roller ve Liderler
Değişim sürecinde liderlerin işini zorlaştıran, kafa karıştıran
bazı roller oynanmakta ve değişime yardımcı olmayan davranışlar
sergilenmektedir. Değişim liderlerinin bu rolleri bilmesi ve bunlarla baş edebilmesi
gerekir:
-
Kurbanlar:
Diğer insanlar tarafından kullanıldıklarını
ya da kontrol edemedikleri olayların akıntısına kapıldıklarını düşünürler.
Kendilerini umutsuz ve yardıma muhtaç hissederler. Bağımlılık duygusu ile
kurban rolünü üstlenmiş olurlar. Sürekli olarak başkalarının ona bir şeyler
yaptığından, fikrinin sorulmadığından, hiçbir şeyden haberi olmadığından,
sonunda hep başkalarının istediğinin olduğundan şikayet ederler.
-
Alaycılar:
Başkalarının yaptığı ya da düşündüğü her şeyde her zaman hata
bulan kişilerdir. Her konuya alaycı bir şekilde yaklaşırlar. İnsanlara ve
ilişkilere bakışları hep şüphecidir. Onlara yol gösterecek ya da
fikirlerinin değişmesini sağlayacak birilerini ararlar. Bulduklarında da
onların öneri ve fikirleri ile dalga geçerek rollerini oynarlar.
-
Seyirciler:
Bir kenarda durup gözlem yapan, ancak katılımcı
olmayan insanlardır. Gözlemler, sessizce yargılar ve değişim sürecine
seyirci kalmayı tercih ederler. Hiçbir şeyi değiştirmeden kendi
bildiklerince çalışmaya devam ederler. Değişimi zamana bırakmayı önerir
ve olayların doğal akışının yeterli olacağını kabul ederler.
Şüphesiz, bir organizasyonda çalışanların mutlaka bu üç rolden
birini oynayacağı iddia edilemez. Ancak az da olsa bu rolleri oynayanların
bulunması değişim liderlerinin işini zorlaştıracaktır.
Değişim liderlerinin bu rollerden ya da daha yukarda bahsedilen
duygusal tepkilerden kaynaklanan sorunları aşabilmesi için izleyebilecekleri
bazı yol ve yöntemler bulunmaktadır. Böyle bir yolu izleyen liderin
organizasyonda değişimin benimsenmesi ve duygusal tepkilerin azalması açısından
şansı daha yüksek olacaktır.
-
Değişimin
nedenlerini açıklamak: İnsanlara değişimin
neden gerekli olduğu açıklıkla söylenmeli, onlara olabildiğince fazla
bilgi verilmelidir. Yeni gelişmeler olduğunda hemen bilgilendirilmelidirler.
-
İnsanlarla
kişisel olarak konuşmak: Bültenler, genelgeler,
mektuplar yerine yüz yüze konuşmak, duygu ve düşünceleri doğrudan ifade
etmek gerekir. Yazı, genellikle tepkilerden kaçınmak için kullanılır.
-
İnsanlara
gerçekleri söylemek: Doğru olmayan ya da
saklanan bilgiler ve cevaplandırılmayan sorular dedikodu değirmenini harekete
geçirir. Gerçeklerin konuşulmadığı yerlerde belirsizlik, korku, kuşku,
gerilim gibi duygular daha da yoğunlaşacaktır.
-
Duyguları
paylaşmak: Başarılı değişim
liderleri duygularını saklamazlar, insanların duygularını anlamak ve paylaşmak
için özellikle çaba gösterirler.
-
Cesaretlendirmek:
İnsanları, gecikmeden harekete geçmeleri, yeni yönde ve yeni beceriye doğru
adım atmaları için cesaretlendirmek gerekir. Lider, ilk adımı atan kişi
olmalı, rol modeli olarak cesaretini sergilemelidir. Tepkilerin ortadan kalkması
için ilk deneyimleri lider kişisel olarak yaşamalıdır.
Özet ve sonuç olarak bir lider yöneticinin değişim dönemlerinde çalışanlarının
duygularını anlama ve yönetme biçimi değişim süreci sonucunda elde
edileceklerin miktarını ve niteliğini belirleyecektir. Değişim ile kazanılacaklar
ve kaybedilecekler, lider yöneticinin değişim mesajını nasıl verdiğine ve
fırsatları göstererek çalışanlarını değişime nasıl özendirdiğine bağlı
olarak değişecektir. Sürekli değişimlerin çağı olan 21. yüzyılda yöneticilerin
bu konuda üstün yetkinlikler geliştirmesi kaçınılmazdır. Değişimi yönetemeyenlerin
çok yakın bir gelecekte artık hiçbir şeyi yönetemeyecekleri çok açık
bir gerçektir.
Kaynaklar:
Ø
Barutcugil, Ismet,
Duyguların Yönetimi, Kariyer Yayınları, İstanbul, 2002
Ø
Scott, C.D., Jaffe, D.T.,
Managing Personal Change, Crisp Publ., 1989
Ø
Boehm, B., Logan, L.,
Turbulent Teams: Navigating Through Conflict During Change, ASTD, 18 May 1997
(İNSAN
KAYNAKLARI YÖNETİMİ Dergisi, Sayı 14, Ağustos-Eylül 2003'te yayınlanmıştır.)
|