Bilgi yönetiminin temel kavramlarını anlamadan ölçmenin ayrıntılarına girişmek yanlış ve zararlı olacaktır. Bu nedenle, bu konuyla ilgili sağlam zihinsel modeller geliştirmek ve ortak anlayışı artırmak, yani şirket içinde sistematik ve kolektif bir bilgi yaratma ve kullanma kültürü yaratmak daha öncelikli bir çaba olmalıdır.
Entelektüel kapitali geliştirmek için bir şirkette öncelikle çalışanların altı temel yetkinliğe sahip olması gerekir. Bunlar; üretebilme, cevap verebilme, öğrenme, öngörebilme, yaratma ve dayanma, ayakta durma yeteneğidir.
Buradan, bilgi yönetiminin en önemli temelinin insan ve onun motivasyonu olduğu sonucu çıkarılabilir. Stratejik bilgi yönetimi, organizasyon içindeki önemli ilişkileri yönetmek ve bilgi çalışanları arasındaki işbirliğinin doğru koşullarını belirlemek için kullanılır. İşbirliğinin ve ilişkileri yönetmenin ilk koşulu, hangi amaçların ve fırsatların peşinde hangi yöne gidileceği konusunda ortak bir anlayış yaratmaktır.
İkinci koşul, insanlara tüm yaşamlarının amacı değerli bilgi yaratmak olan profesyoneller olarak davranmaktır. Bu insanlar motive edilmeli ve kendilerine doğru yetkinlikler kazandırılmalıdır.
Üçüncü koşul şeffaf bir yapı oluşturmaktır. Bilgi çalışanları, organizasyonun içini ve dış çevresini, çevresel unsurlarla nasıl bir ilişki içinde olduklarını, çalışmalarının bir bütün olarak organizasyon için ekonomik olarak ne değer ifade ettiğini açıklıkla görebilmelidirler.
Bütün bunların sağlanabilmesi için yönetim inisiyatif almalı ve bir ve “bilgi üretme ve paylaşma kültürü” yaratmalıdır. Diğer bir ifadeyle, bilgi yöneticileri bilgi çalışanlarının aralarında açıklık ve güvene dayalı bir iletişimin ve işbirliği ortamının oluşmasına ve yüksek motivasyon sağlanmasına yardımcı olacak bir girişimde bulunmalıdırlar.
Entelektüel Kapitalin Geliştirilmesi ve Kullanılması
Prof. Dr. İsmet Barutçugil
Bilgi yönetimi, organizasyonun sahip olduğu entelektüel kapitali (insan kapitali, yapısal kapital ve müşteri kapitali) artırarak şirketin rekabetçi üstünlüğünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Şirketlerin yalnızca fiziksel varlıkları değerlendiren ve geriye dönük olan muhasebe kayıtlarındaki değeri ile pazardaki değeri arasında giderek açılan fark büyük ölçüde entelektüel kapital ile açıklanmaktadır. İşletmenin değerini ve büyüme potansiyelini belirleyen markalar, müşteri ilişkileri, patentler ve çalışanların bilgi ve becerileri gibi entelektüel kapital varlıklarının bilançolarda hesaba katılmaması, geleneksel muhasebenin önemli bir zayıflığı olmaktadır. Bir çok işletmede “kayıtlara geçmeyen” varlıkların değeri fiziksel varlıkların birkaç katına kadar çıkabilmektedir.
Bu nedenle, şirketlerin entelektüel varlıklarını nasıl ölçecekleri ve yönetecekleri konusunda artan bir ilgi bulunmaktadır. Birçok şirkette başta “Balanced Scorecard” olmak üzere görünmez kalemler için uygun olabilecek ölçüleri belirleme konusunda çalışmalar sürdürülmektedir. Bu ölçümlerin bilgi organizasyonuna geçiş sürecinde anlamlı yararlar sağlayabilmesi için öncelikle;
Bilgi yönetimi, organizasyonun sahip olduğu entelektüel kapitali (insan kapitali, yapısal kapital ve müşteri kapitali) artırarak şirketin rekabetçi üstünlüğünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Şirketlerin yalnızca fiziksel varlıkları değerlendiren ve geriye dönük olan muhasebe kayıtlarındaki değeri ile pazardaki değeri arasında giderek açılan fark büyük ölçüde entelektüel kapital ile açıklanmaktadır. İşletmenin değerini ve büyüme potansiyelini belirleyen markalar, müşteri ilişkileri, patentler ve çalışanların bilgi ve becerileri gibi entelektüel kapital varlıklarının bilançolarda hesaba katılmaması, geleneksel muhasebenin önemli bir zayıflığı olmaktadır. Bir çok işletmede “kayıtlara geçmeyen” varlıkların değeri fiziksel varlıkların birkaç katına kadar çıkabilmektedir.
Bilgi toplumunun önündeki engelleri kaldırmak.
Buraya kadar belirtilen
adımlar çok önemli fakat kendi başlarına yeterli değildir. Dönüşüm,
engellerin kaldırılmasını ve giderek artan sayıda insanın sürece
girmesinin sağlanmasını gerektirir. Bilgi toplumu olmayı engelleyen altı önemli
sorundan söz edilebilir. 20. yüzyıl organizasyonlarında çok yaygın görülen
bu sorunlar şunlardır:
Ø Bürokrasi: kurallar, formlar, kağıt-kırtasiye işleri,
Ø Rekabetçi duygular: bireycilik, bencillik, kazanma-kaybetme çatışması
Ø Kontrol endişesi: güvensizlik, suçlama, eleştirme
Ø Kötü iletişim: önyargılar, bilinçli ya da bilinçsiz saptırmalar,
dinlememe),
Ø Zayıf liderlik: öğrenmeyen, dinlemeyen, statü peşinde, takdir etmeyen
ve
Ø
Katı hiyerarşi ve aşırı fonksiyonel bölümlendirme: insanların ve
fikirlerin yalnızca dar bölmelerde aşağı ve yukarı hareket edebilmesidir.
İlk başlarda tüm bu
engellerin ortadan kaldırılmasını sağlayacak ivme, zaman ve güç
olmayabilir. Ancak, bunlarından kurtulmak için mutlaka çok ciddi bir şekilde
eyleme geçmek gerekir.
Kısa dönemde sonuç beklememek, ancak kısa dönemdeki kazanımları
önemsemek.
Bir kaç aylık ya da yıllık
yoğun bir çalışmadan sonra dönüşümün ilk işaretleri görüldüğünde
bilgi toplumu taraftarları âdeta zafer ilan etme eğilimine girerler. Dönüşüm,
toplumsal kültürüne tam anlamıyla nüfuz etmeden bu doğru olamayacaktır.
Bilgi liderleri, bu kısa dönemli kazanımları daha önce ele alınmamış önemli
sorunların çözümü ve yeni vizyonla tutarlı olmayan sistemlerin gözden geçirilmesi
için basamak olarak kullanmalıdırlar.
Diğer taraftan, bilgi
toplumu olmak uzun zaman ve çok çaba gerektirdiğinden eğer kısa dönemde
elde edilecek ve kutlanacak ara hedefler belirlenmemişse dönüşüm sürecinin
ivmesini kaybetme riski vardır. Eğer yolculuk sırasında, belirli zamanlarda
bir yerlere varıldığını görmezlerse çoğu insan o uzun yürüyüşe devam
etmek istemeyebilir. Bu tür kısa dönem başarılarının da kendiliğinden
olması beklenmemelidir. Bilgi liderleri, açık performans iyileştirmeleri
elde etmenin yollarını aramalı ve bu yönde çaba gösterenleri tanımalı,
takdir etmeli, ödüllendirmeli ve yükseltmelidir.
Dönüşümün toplumsal kültüre yerleşmesini sağlamak.
organizasyonların
ve genel anlamda toplumun damarlarına kadar işlediğinde
ortaya çıkar. Yeni
davranışlar, sosyal normlara ve paylaşılan değerlere köklü bir
şekilde yerleşinceye kadar dönüşümde sapmaların olma riskini göz ardı etmemek
gerekir.
Dönüşümü, toplumsal
kültür içinde kurumsallaştırmada özellikle önemli iki faktör bulunmaktadır.
Toplumlara yeni tutum, davranış ve yaklaşımların bireysel ve
kurumsal anlamda gelişmeye ve yaşam koşullarını iyileştirmeye
nasıl
yardım ettiğini göstererek bilinçlenmeyi desteklemek
Ülkenin siyasal ve ekonomik yönetiminde görev alacak gelecek kuşağın
da yeni vizyonu benimsemesini sağlamak için eğitim
ve geliştirme
etkinliklerinde yeni yaklaşımı vurgulamak, buna zaman ve emek harcamak.
Bir ülkenin bilgi
toplumu olma yolculuğunu ve geçirdiği dönüşümü bir tırtılın kelebeğe
dönüşmesi metaforu ile anlatmak ilginç olabilir.
Tırtıl (öğrenmeyen ya
da yavaş öğrenen toplum), belirli bir büyüklüğe adım adım ulaşır.
Yalnızca tek bir yöne doğru sınırlı bir şekilde hareket edebilir.
Genellikle, ileri doğru bir hamle yapabilmek için geriye doğru hafifçe bir
kasılır. Varlığı, daha çevik ve daha güçlü canlıların (diğer
toplumların) tehdidi altındadır. Biraz daha hızlanması ya da renk değiştirmesi
(farklı siyasal ideolojileri ya da ekonomik sistemleri denemesi) tam
potansiyeline ulaşmasına yardımcı olamaz. Hâlâ yere bağımlıdır.
Bir noktadan sonra, tırtıl
kendi yaptığı bir kozanın içine girer ve orada olağanüstü bir süreç
gerçekleşir. Tırtıl, âdeta bir sıvıya dönüşür, çözülür ve ham
protoplazma bir kelebek olarak yeniden bütünleşir. Bu zor süreci tamamladıktan
sonra, tırtıl her yöne uçabilen bir kelebeğin gücü ve güzelliği ile
ortaya çıkar. Rüzgarla birlikte uçar, güvenliğini ve özgürlüğünü sağlar.
Benzer bir şekilde, zayıf,
öğrenmeyen ve gelişemeyen bir toplum, kurumsallaşma güç ve kapasitesini
kullanarak ve kendi dönüşümünü gerçekleştirerek başarılı bir bilgi
toplumu olabilir. Bilgi toplumu, organizasyonlarını yetkilendirir, ürün ve
hizmet kalitesine yönelik girişimlerini yaşamının kalitesiyle bütünleştirir.
Öğrenme ve yenilenme girişimlerinin önünü açar. İşbirliğini
cesaretlendirir ve kazanımları paylaşmayı özendirir. Sürekli öğrenme,
gelişme ve yenilenme fırsatları yaratır. Bilgi toplumu gerçekleştiğinde
öğrenme, algılama, davranışlar, inançlar ve değerler, zihinsel modeller,
stratejiler ve prosedürler değişir. Bu dönüşüm sonucunda toplum âdeta
kanatlanır, göklere yükselir ve güzel yerlere ulaşır.
Kaynaklar:
Kotter, J.P., Leading Change,
Harvard Business School Press, 1996
Marquart, M.J., Building The
learning Organization, ASTD, McGraw Hill, 1996
Barutçugil, İsmet, Bilgi Yönetimi,
Kariyer Yayınları, İstanbul 2002
21. Yüzyılın
gereklerine ve beklentilerine uygun bir bilgi toplumuna dönüşüm, sihirli bir
sopanın dokunuşuyla kendiliğinden gerçekleşebilecek bir olay değildir.
Oturup dışarıdan bir kurtarıcının gelmesini beklemekle ve dönüşümün
kendiliğinden olmasını umut etmekle de hiçbir gelişme sağlanamaz. Girişkenliği
ele alıp bilgi yolculuğunun ilk adımını atmak ve basamakları birer birer
çıkmaya başlamak gerekir.
Doğru yönde ve sağlam
bir adım, öncelikle toplumun siyaset, ekonomi, iş dünyası, liderlerini, en
üst düzey yöneticilerini, bilim ve sanat insanlarını, tüm aydınlarını
ikna etmektir. Onların bu dönüşüm fikrine alışması, inanması ve fikrin
savunucuları olması gerekir. Bu kolay olmayabilir. Özellikle, başlangıçta
bu insanlar bazı somut kanıtlar isteyebilirler. Bilgi toplumuna dönüşümün
tüm ülke çapında bir süreç olarak başlatılmasına ve belki bir bilgi
toplumu liderinin ortaya çıkmasına karşı çıkabilirler.
Bu nedenle, bilgi
toplumuna başarılı bir dönüşümü arzu edenlere ilk öneri sabırlı
olmalarıdır. Dönüşümün kolay ve çabuk olacağını beklemeyin, hatta
oldukça zor olacağı gerçeğini işin başında kabul edin. İkinci bir öneri,
bilgi yolculuğunda atlayarak sıçrayarak değil adım adım gitmek ve adımları
dikkatli ve sağlam basmaktır. Bir adımda tökezlerseniz, yolculuğun hızı
yavaşlayacak ve bu yolculuğu istemeyenlere görüşlerini kabul ettirme şansı
doğacaktır.
Bir diğer öneri, başlangıçta,
uygulamanın kolay olabileceği ve sonuçlarının açık ve çabuk elde
edilebileceği bir ya da iki sektörle işe başlamaktır. Bu sektörler,
bilgiye dayalı ekonomi, bilgi yönetimi ve bilgi toplumu kavramlarını bilen
ve değerlerini destekleyen insanların bulunduğu iletişim ve bilgi
teknolojileri sektörleri olabilir. Bu arada, ülke çapında bilinçlenmeyi yükseltecek
geliştirme programları ve tüm topluma yönelik etkinlikler, fuar ve
konferanslar da başarılı dönüşümün ilk adımları arasında sayılabilir.
Ancak, tüm bu adımların toplumsal kalkınmanın stratejik planı ile uyumlu
olması ve doğru tanımlanmış önemli bir toplumsal sorunu çözme umudunu
vermesi gerekir.
Bilgi toplumuna dönüşüm
sürecinin başarısı için akılda bulundurulması yararlı olan bir kaç öneri
daha ortaya konulabilir:
Birçok başarılı dönüşüm çabası, toplumdaki bireylerin ve organizasyonların ülkenin dünya pazarlarındaki rekabetçi konumuna, ekonomik performansına ve dünyadaki bilimsel ve teknolojik trendlere ciddi olarak eğilmeleri ve önemli tehlikeleri ve büyük fırsatları görmeleriyle başlar. Dönüşüm programının başlatılması, çok sayıda kişinin ve organizasyonun coşkulu ve biraz da agresif bir şekilde ortak çalışmasına bağlı olduğundan önem ve aciliyet duygusunun yaratılması sonuç almayı kolaylaştırır. Bu aşamanın çok önemli olmasının bazı nedenleri vardır:
Ø
İnsanları ve organizasyonları konfor alanlarından çıkarmak sanıldığı
kadar kolay değildir.
Ø
Ekonomi ve siyasetin liderleri, gerekli psikolojik ortamın yaratılmasının
önemini küçümserler ve zaman kaybı olarak görürler,
sabırsızlık gösterirler.
Ø
Toplumun liderlerinin dönüşüm karşısındaki savunmacı davranışları
nedeniyle moralin çökmesi, olayların kontrolden çıkması,
kısa dönemli
sonuçların olumsuz olması ve hatta donup kalma olasılığı her zaman vardır.
Ø
Toplumun liderleri, organizasyonlar ve insanlar bilgi toplumunda ortaya çıkacak
yeni çalışma sistemlerinin risklerinden
çekinebilirler.
Bütün bu nedenlerle, önem ve aciliyet duygusu yeterince yükseltilmediğinde dönüşüm süreci tehlikeye girebilir.
Bilgi toplumuna inananlardan güçlü bir koalisyon oluşturmak.
Her ne kadar bilgi
toplumu olma arzusu başlangıçta bir ya da birkaç kişide veya organizasyonda
ortaya çıksa da başarılı dönüşüm için toplumun çoğunluğunun bu amacı
benimsemesi gerekir. İnançlı liderler, genellikle girişimci grubun çekirdeğini
oluştururlar. Ancak, unvan, bilgi, uzmanlık, saygınlık ve ilişkiler yönünden
güçlü insanlar bu grubun içinde olurlarsa dönüşümün başarı şansı çok
yükselir. Önem ve aciliyet duygusu, böyle bir koalisyonun oluşturulmasını
kolaylaştırır. Ancak, güçlü insanları bir araya getirmek, onlara paylaşılan
bir aciliyet duygusu oluşturmaları için yardım etmek ve belirli bir düzeyde
açık iletişim ve güven ortamı yaratmak için bir kişinin liderliğine
ihtiyaç vardır.
Bilgi vizyonu oluşturmak, bunu tüm topluma anlatmak ve uygulamak.
Bilgi toplumuna dönüşüm, anlatımı kolay ve tüm organizasyonlar ve diğer
paydaşlar için çekiciliği
olan bir vizyonun oluşturulmasını gerektirir. Vizyon olmaksızın dönüşüm
çabası, kolaylıkla kafaları karıştıran bir dizi tutarsız projeler olarak
kalabilir ve toplumu yanlış yöne götürür ya da daha kötüsü hiçbir yere
götürmez. Bir vizyon, beş dakika ya da daha kısa süre içinde anlatılabilmeli
ve dinleyenlerin anlamasını ve etkilenmesini sağlamalıdır. Bunun olmaması,
anlamlı bir vizyonun oluşturulamadığı anlamına gelir. Liderler, bu vizyonu
akılları ve yürekleriyle benimsediklerini her fırsatta ortaya koymalı, tüm
karar ve davranışlarında vizyonla tutarlı olmalıdırlar. Sorunları ele aldıklarında
önerilen çözümlerin vizyonla tutarlılığını sorgulamalı, davranışlarının
vizyona uygunluğunu değerlendirmeli, yeni vizyona odaklanmalı ve sözleriyle
yaptıklarının tutarlılığına çok dikkat etmelidirler. Bu liderler, yeni
toplumsal kültürünün yaşayan sembolleri olmayı bilinçli olarak üstlenmelidir.