Entelektüel Kapitalin Geliştirilmesi ve Kullanılması

Prof. Dr. İsmet Barutçugil

Bilgi yönetimi, organizasyonun sahip olduğu entelektüel kapitali (insan kapitali, yapısal kapital ve müşteri kapitali) artırarak şirketin rekabetçi üstünlüğünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Şirketlerin yalnızca fiziksel varlıkları değerlendiren ve geriye dönük olan muhasebe kayıtlarındaki değeri ile pazardaki değeri arasında giderek açılan fark büyük ölçüde entelektüel kapital ile açıklanmaktadır. İşletmenin değerini ve büyüme potansiyelini belirleyen markalar, müşteri ilişkileri, patentler ve çalışanların bilgi ve becerileri gibi entelektüel kapital varlıklarının bilançolarda hesaba katılmaması, geleneksel muhasebenin önemli bir zayıflığı olmaktadır. Bir çok işletmede “kayıtlara geçmeyen” varlıkların değeri fiziksel varlıkların birkaç katına kadar çıkabilmektedir.

Bu nedenle, şirketlerin entelektüel varlıklarını nasıl ölçecekleri ve yönetecekleri konusunda artan bir ilgi bulunmaktadır. Birçok şirkette başta “Balanced Scorecard” olmak üzere görünmez kalemler için uygun olabilecek ölçüleri belirleme konusunda çalışmalar sürdürülmektedir. Bu ölçümlerin bilgi organizasyonuna geçiş sürecinde anlamlı yararlar sağlayabilmesi için öncelikle;

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                  

 

 

Bilgi toplumunun önündeki engelleri kaldırmak.
 

Buraya kadar belirtilen adımlar çok önemli fakat kendi başlarına yeterli değildir. Dönüşüm, engellerin kaldırılmasını ve giderek artan sayıda insanın sürece girmesinin sağlanmasını gerektirir. Bilgi toplumu olmayı engelleyen altı önemli sorundan söz edilebilir. 20. yüzyıl organizasyonlarında çok yaygın görülen bu sorunlar şunlardır:

Ø     Bürokrasi: kurallar, formlar, kağıt-kırtasiye işleri,

Ø     Rekabetçi duygular: bireycilik, bencillik, kazanma-kaybetme çatışması

Ø     Kontrol endişesi: güvensizlik, suçlama, eleştirme

Ø     Kötü iletişim: önyargılar, bilinçli ya da bilinçsiz saptırmalar, dinlememe),

Ø     Zayıf liderlik: öğrenmeyen, dinlemeyen, statü peşinde, takdir etmeyen ve

Ø      Katı hiyerarşi ve aşırı fonksiyonel bölümlendirme: insanların ve fikirlerin yalnızca dar bölmelerde aşağı ve yukarı hareket edebilmesidir.

İlk başlarda tüm bu engellerin ortadan kaldırılmasını sağlayacak ivme, zaman ve güç olmayabilir. Ancak, bunlarından kurtulmak için mutlaka çok ciddi bir şekilde eyleme geçmek gerekir.

 
Kısa dönemde sonuç beklememek, ancak kısa dönemdeki kazanımları önemsemek.


Bir kaç aylık ya da yıllık yoğun bir çalışmadan sonra dönüşümün ilk işaretleri görüldüğünde bilgi toplumu taraftarları âdeta zafer ilan etme eğilimine girerler. Dönüşüm, toplumsal kültürüne tam anlamıyla nüfuz etmeden bu doğru olamayacaktır. Bilgi liderleri, bu kısa dönemli kazanımları daha önce ele alınmamış önemli sorunların çözümü ve yeni vizyonla tutarlı olmayan sistemlerin gözden geçirilmesi için basamak olarak kullanmalıdırlar.

Diğer taraftan, bilgi toplumu olmak uzun zaman ve çok çaba gerektirdiğinden eğer kısa dönemde elde edilecek ve kutlanacak ara hedefler belirlenmemişse dönüşüm sürecinin ivmesini kaybetme riski vardır. Eğer yolculuk sırasında, belirli zamanlarda bir yerlere varıldığını görmezlerse çoğu insan o uzun yürüyüşe devam etmek istemeyebilir. Bu tür kısa dönem başarılarının da kendiliğinden olması beklenmemelidir. Bilgi liderleri, açık performans iyileştirmeleri elde etmenin yollarını aramalı ve bu yönde çaba gösterenleri tanımalı, takdir etmeli, ödüllendirmeli ve yükseltmelidir.

        Dönüşümün toplumsal kültüre yerleşmesini sağlamak.

   
 Bilgi toplumu gerçeği, dönüşüm kurumsallaştığında yani yeni vizyon liderlerin,   
     organizasyonların ve genel anlamda toplumun damarlarına kadar işlediğinde 
     ortaya çıkar. Yeni davranışlar, sosyal normlara ve paylaşılan değerlere köklü bir
     şekilde yerleşinceye kadar dönüşümde sapmaların olma riskini göz ardı etmemek
     gerekir.

Dönüşümü, toplumsal kültür içinde kurumsallaştırmada özellikle önemli iki faktör bulunmaktadır.