21. Yüzyılda Yönetim ve Kadın Yönetici
Prof. Dr. İsmet Barutçugil
Yönetim Bilimi, 1900’lerden bu yana organizasyonların etkinliği (amaçlara ulaşma düzeyi) ve verimliliği (kaynakların akılcı kullanılması) üzerine odaklanmıştır. Etkinlik ve verimlilik artışını sağlamak için kimi zaman “İşin Yönetimi”, kimi zaman “İnsan Davranışlarının Yönetimi” üzerinde durmuştur. 1960’lardan başlayarak “Sistem Anlayışı”nın gelişmesiyle beraber yönetim bilimcileri ilgili tüm değişkenleri bir arada ele almayı denemiştir. Günümüzde; Japon Yönetim tarzı, Z Yönetim tarzı, Stratejik Yönetim, Durumsal Yönetim, Toplam Kalite Yönetimi, Öğrenen Organizasyon ve Bilgi Yönetimi gibi akımlar birbirini izlemektedir. Tüm bunlar; etkili yönetim becerilerinin, doğru tarzların, başarılı uygulamaların ve akılcı yaklaşımların nasıl olması gerektiğini tartışırken yöneticinin cinsiyeti üzerinde durma gereğini hissetmemişlerdir. Çok büyük olasılıkla, yöneticinin hep erkek olduğunu düşünmüşler, bir kadının üst düzey yönetici olabileceğini akıllarından bile geçirmemişlerdir. Belki de bunun bir örneğini görmedikleri için üzerinde durmamışlardır.
Ancak ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarda ve teknolojide ortaya çıkan gelişmeler kadınların yalnızca iş hayatındaki sayılarını ve oranlarını artırmakla kalmamış aynı zamanda onların organizasyonlarda daha üst basamaklara gelmelerini de desteklemiştir. Bunun sonucunda, iki cinsiyet arasında yönetime yansıyan tarz, anlayış ve yaklaşım farklılıklarının olup olmadığı konusu gündeme gelmiş ve yaygın bir merak ve inceleme konusu olmuştur.
Son 20 yıl içinde iş dünyasının yaşadığı belki de en büyük devrim kadınların çok yoğun bir biçimde iş yaşamına girmesidir. Endüstri toplumunun çalışan prototipini erkekler oluştururken içinde bulunduğumuz bilgi toplumu çağında kadınlar ön plana çıkmaktadırlar. İş hayatında ağırlığın endüstriyel üretimden bilgi ve hizmet sektörlerine kayması pek çok işin tanımını, organizasyonların yapısını ve işleyişini değiştirmiştir. Bilgisayar, iletişim, finans, sağlık ve eğitim sektörlerinin öne çıkmasıyla iş tanımlarında bilgiye dayalı yetkinlikler üzerinde daha çok durulmaya başlanmıştır. Eğitimleri ve uygun yetkinlikleri nedeniyle bilgi çağının yarattığı yeni mesleklerin pek çoğunu kadınlar ele geçirmiştir.
Katılımı cesaretlendiren, güç ve bilgiyi paylaşan, işi heyecanlı ve zevkli bir hale getiren kadın yöneticiler, 2000’li yılların yeni yönetim anlayışını belirlemektedir. Amacı her şeyi kontrol etmek olan, emir komutaya dayalı, hiyerarşik yapı içinde katı kurallar uygulayan, çalışanların otomatik maaş artışları ile yetindiği, liderin rolünün emir vermek ve her şeyi bilmek olduğu, bilginin kontrol altında tutulduğu geleneksel yönetim anlayışı yerini kadınların liderliğindeki yeni insancıl yönetim anlayışına bırakmaktadır. Bu yeni yönetim anlayışında amaç değişimi sağlamaktır. Hiyerarşik yapının yerine merkezde liderin olduğu bir ağ organizasyon modeli anlayışı yerleşmektedir. Çalışanlar performanslarına göre değerlendirilmekte ve ödüllendirilmektedir. Lider çalışanlara model olmakta, onları motive etmekte, yetkilendirmekte, yaratıcılığı arttırmakta ve onların en iyiyi yapmalarını sağlamaktadır. Bu tarz yönetimde daha başarılı olan kadın liderler bilgiyi paylaşmakta, ortak çalışmayı benimsemekte ve çalışanlarını açıklayıcı öğretme sistemi ile bilgilendirmektedir. Yeni modelde ceza yerini ödüle bırakmaktadır. Bilginin güç kaynağı olduğu ve liderlerin insanlara az zaman ayırdığı geleneksel kapalı yönetim tarzı, yerini bilginin paylaşıldığı açık sisteme ve liderlerin insanlara değer verip zaman ayırdığı ilişkilere duyarlı yönetim modeline bırakmaktadır.
Bu yönetim anlayışında ve uygulamalarında kadın yöneticiler, çoğu kendilerinden kaynaklanan bazı sorunları aştıklarında çok başarılı yöneticilik ve liderlik örnekler sergilemektedirler. Önemli olan bu sorunların ya da engellerin farkında olmak ve bunlarla baş edebilme istek ve kararlılığını göstermektir.
Yükselen Kadın 1. Türk Kadın Yöneticilerinin 2000’li yıllardaki yükselişini ve bu yükselişin gündeme taşınmasını hangi sebeplere bağlıyorsunuz?
İsmet Barutçugil:
Bu yükselişin çeşitli nedenleri
bulunmaktadır. Bunların başında değişen
ekonomik koşulları ve iş yaşamının
gereklerini belirtmek mümkündür. 1970’lerden başlayarak zorlaşan yaşam
koşulları ve kadının ev ekonomisine destek olma zorunluluğu kadınların iş
hayatına daha çok girmesine neden olmuştur. Ayrıca, sanayi toplumunun erkek
egemen kültürü, bilgi toplumuna geçiş
ile birlikte önemini ve anlamını yitirmektedir. Bilgi organizasyonlarındaki
çalışma koşulları kadınlar için daha uygun bir ortam sağlamaktadır.
Günümüzde, değişen yönetim anlayışının gerekleri kadınlar tarafından
daha iyi yerine getirilmektedir. İletişim, ekip çalışması, sürece
odaklanma, etkili dinleme ve empati, coaching, müzakere becerileri, stres yönetimi,
değişim yönetimi, farklılıkların yönetimi gibi konularda kadınların
daha başarılı oldukları görülmektedir.
Bu yükselişin gündeme taşınmasının önemli
bir nedeni Türk kadınlarının iş hayatındaki dikkat çeken başarısıdır.
Amerikalı, Avrupalı ya da Japon hemcinslerinden çok daha farklı bir şekilde
kendilerini iş hayatında göstermişler ve işletmelerde en üst basamaklara
kadar çıkmışlardır. Bu örnekler, oldukça çoktur ve çarpıcıdır. Bu başarıyı
görmezden gelmek mümkün değildir. Ayrıca, başarılı iş kadınları
kendilerini gündeme taşıyarak Türk ekonomisine çok önemli bir katkı sağlamakta,
genç kadınlara rol model olarak onları girişimciliğe ve profesyonel yöneticiliğe
özendirmekte ve desteklemektedirler.
Türkiye'nin yetişmiş insan kaynağının çok
önemli bir kısmını yalnızca cinsiyeti nedeniyle atıl tutmak ya da
kapasitesinin altında kullanmak çok ciddi bir kayıp olurdu. Bu nedenle, kadın
yöneticilerin gelişimini desteklemek için konu gündemde tutulmalıdır.
2.
Türk kadın yöneticilerin iş hayatında yükselişinde yaşadıkları rol
ikilemi (anne, eş, yönetici, kadın vs.) hangi durumlarda ortaya çıkmaktadır?
İsmet Barutçugil:
Bir kadının kendi başına bırakılırsa bütün rol çeşitlilikleri ile baş edebileceğine inanıyorum. Farlılıkları yönetme, esneklik, uyum, zor durumlarla baş etme, duygularının farkında olma ve onları yönetme konularında kadınlar daha başarılıdır. Ancak sorun, toplumsal rol paylaşımlarında kadına düşen rollerin tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. Eğer kadın; eşinin, annesinin, komşularının, diğer kadınların ve özellikle kayınvalidesinin beklentileri ve baskıları ile baş edebiliyor ve daha çok kendi seçimlerini önemsiyorsa, kararlarını kendisi veriyor ve bunların da arkasında duruyorsa rol ikilemleri yaşamayacaktır.
3.
Türk kadın yöneticileri açısından, iş hayatında yaşanan rol ikileminin
getirdiği bireysel ve kurumsal zorluklar nelerdir?
İsmet Barutçugil:
Kadın yönetici, üst düzeye çıktıkça
yalnızlaşma endişesi ve başarı korkusu yaşar. Başarılı kadın yöneticilerin
çok hırslı oldukları, rekabetten hoşlanmadıkları ve etraflarındaki
insanların duygularını iyi anlayıp onları istedikleri gibi yönlendirdikleri
(manipüle ettikleri) düşüncesi yaygındır. Üst düzeylere çıktıkça, başarılı
kadın yöneticiler giderek yalnızlaşırlar ve bu nedenle onlar da diğer
insanları yakınlarında tutabilmek için ya aile / özel yaşamlarından ya da
kariyerlerinden özveride bulunurlar.
Kurumsal anlamda zorluk ise sayıca azınlıkta
olduğu üst düzey yöneticiler arasında kendini kabul ettirmek ve
yetkinliklerini kanıtlamak için daha çok çalışmak zorunda olmasıdır.
Bunun yanı sıra, eşine ve çocuklarına karşı sorumlulukları nedeniyle
seyahatler, uzun süreli eğitimler, uzayan toplantılar ve şirket yemekleri de
genellikle kadın yöneticilerin sorunları olarak ortaya çıkar.
İsmet Barutçugil:
Günümüzde, organizasyonlarda üretim, satış, finansman, tedarik, lojistik, bakım-onarım gibi konularda erkeklerin ve buna karşın; eğitim, insan kaynakları, reklam ve halkla ilişkiler gibi konularda da kadınların daha etkin oldukları şeklinde bir anlayış yaygındır. Ancak, kadınların iş hayatında uzun yıllardır erkek egemenliğinde olan bir çok alana girmeye başladıkları ve başarılı oldukları görülmektedir.Kişisel Gelişim Dergisi, S.3, Mart 2003