Yeni dönem, yeni kültür

 

Prof. Dr. İsmet Barutcugil

 

   Son birkaç yılda işletmeler, ekonomik krizin tetiklediği küçülme, birleşme, el değiştirme gibi süreçlerde devamlı olarak işgücü maliyetlerini aşağı çekmenin yollarını aradılar. Çalışanlarının sayısını azalttılar, olabilecek en az sayıda çalışanla işlerini yürütmeyi denediler. Yalın operasyon, yeniden yapılanma, süreç yönetimi gibi moda kavramlarla, deyim yerindeyse, bir koyundan birkaç post çıkarmaya çalıştılar.

 

   Ortalık biraz yatıştıktan sonra geriye kalanlardan kriz öncesindeki miktarlarda ve kalite düzeyinde üretim yapmaları, hizmet vermeleri beklendi. Bu durum, birçok çalışanın bunalmasına, performansının düşmesine, sadakat duygularını yitirmesine neden oldu. Sonuçta, böyle bir dönemde beklenmeyecek düzeyde bir çalışan devir oranı ortaya çıktı.

 

   1990’lı yıllarda çok yaygın olan takım anlayışı, biz bilinci, ortak sahiplenme gibi sloganlarla tanımlanan kurum kültürleri kayboldu. Etik değerler, yetkilendirme, açık ve dürüst iletişim, güven, hizmet kültürü, çalışan memnuniyeti gibi kavramlar anlamlarını yitirdi. Bu kavramlar ve konular üzerine pahalı eğitimler aldırılan yöneticilerin ve çalışanların çoğunun işten ayrılması ya da çıkarılması nedeniyle kurum kültürünü temsil edebilecek kişiler kalmadı. Bir organizasyonu diğerinden ayıran ve ona bir kimlik kazandıran kurum kültürünü koruyacak, geliştirecek ve yeni gelenlere devredecek insanlar artık yoktu.

 

   Ekonominin yeniden canlanması ve iş hayatının ısınmaya başlamasıyla şirketler de insan kaynaklarının önemini ve gücünü yeniden keşfettiler. Son günlerde çoğu işletmenin kadrolarını yeniden oluşturduklarını, güçlendirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Uzun süredir boş tutulan bazı kadrolara belki eski çalışanlar yeniden çağrılacaklar. Ancak, çoğu kadrolar yeni insanlar tarafından doldurulacaktır. Sonuçta kurumsal kültür yeniden yaratılacak ve öğrenilecektir.

 

   İşletmelerin yeni insanlarının çoğu, ayrılanlardan da kalanlardan da farklı kişilikler, farklı tutum ve davranışlar sergileyeceklerdir. Bazıları, daha güncel bilgilerle donanmış uzman kişiler olacak, belki daha rahat ve girişken davranacaklardır. Bazıları, yüksek ücret ve ödül programları ve bazıları daha esnek, proje tarzı yapı içinde, özgürce çalışma beklentileriyle geleceklerdir.

 

   Kriz dönemlerinde yaşadıklarının, özverilerinin ödüllendirilmesi beklentisi içinde olan “kalanlar”  ise yeni gelenlerin krizden adeta habersiz, yaşanan sıkıntıları önemsemeyen bir tutum içinde öne sürdükleri talepleri ve elde ettiklerini gördükçe, büyük olasılıkla çok mutsuz olacaklardır.

 

   İşletme sahiplerinin, üst düzey yöneticilerin önümüzdeki yakın bir dönemde bilgi, beceri, deneyim birikimleri, çatışma tarzları ve beklentileri farklı çalışanlar arasındaki ciddi çatışmalara hazır olmaları gerekiyor. Eski kurum kültürünün artık olmadığı, yeni kurum kültürünün henüz oluşturulmadığı bu dönemde işletmeleri davranış ve ilişki normlarının olmamasından kaynaklanan önemli sorunlar bekliyor.

 

   Ekonomik ve politik gelişmelerin paralelinde canlanan iş yaşamı, güçlü insan kaynaklarına sahip organizasyonlara fırsatlarla dolu yollar açacaktır. Yüksek sadakat gösterecek ve kendini kuruma adayacak çalışanlara sahip olmayan organizasyonların gelecek günlerin zor koşullarında ve yoğun temposunda yol alması zor olacaktır. Hızla büyüyen pazar potansiyelini uygun performansla değerlendiremeyen organizasyonlar önemli fırsatları ellerinden kaçıracaklardır.

 

   Tepe yönetimin görevi, arzulanan kültürü tanımlamak, bu kültürü organizasyonun tüm üyelerine etkili bir şekilde duyurmak ve benimsetmek olmalıdır. Bunu, giderilmesi olanaksız bölünmeler, kutuplaşmalar ve çatışmalar yaşanmadan yapmalıdır, hemen şimdi.

 

ibarutcugil@rcbadoor.com