İşyeri Savaşlarının Gazileri

 

Prof. Dr. İsmet Barutçugil

 

Bazı organizasyonlarda zaman zaman iyi niyetli, vizyoner yöneticilerin ve bazen de gayretli danışmanların çabalarıyla ilişkilerde iyileşme, ortamda yumuşama ve kurumsal iklimde bir gelişme yaşanmaktadır. Ancak; karşılıklı anlayış ve saygı, açıklık ve dürüstlük, ortak sahiplenme ve biz bilinci gibi sloganlarla desteklenen bu bahar havası çoğu zaman çok kısa sürmektedir.

 

İdealist yönetici, değişime direnenlerle mücadele etmekten yorulup geri adım atmakta ya da kendisine yapılan ilk teklife evet diyerek işten ayrılmakta ve çoğu kez onunla birlikte çalışan danışmanın da işine hemen son verilmektedir. Neredeyse bu anı bekleyen insanlar, bölümler ve birimler de hızla çatışmacı davranışlarına ve rekabetçi ilişkilerine geri dönmektedirler. Bastırılmış duygular, tatminsiz bırakılmış egolar kontrolsüz bir biçimde serbest bırakılmaktadır. Değişim rüzgarlarına direnenler, değişimi inkar edenler adeta haklı çıkmanın coşkusuyla ve zafer kazanmış komutan edasıyla eskisinden de daha acımasız olabilmektedirler.

 

İşletme savaşlarının ilginç bir yönü, birbirlerine açık ya da gizli hemen her ortamda saldıran ve ekiplerini çekinmeden cepheye süren bölüm yöneticileri, çıkarları gerektirdiğinde birbirleriyle yeniden anlaşabilmekte ve hiçbir şey olmamışçasına organizasyonel yaşamlarına devam etmektedirler.

 

Savaşları başlatan ve yürüten yöneticilerin çoğu üst düzey bağlantılarının gücü ya da çıkar ilişkileri ağlarının genişliği nedeniyle savaşlardan yara almadan çıkabilmektedirler. Aslında, bu yöneticilerin önemli bir kısmı hiç bir zaman cepheye inmemekte, sıcak savaşa girmemekte, hatta ortalıkta bile görünmemektedirler. İsimleri yıpranmadığı için de bu yöneticiler değişim yaşandığında yeni durumlara da kolaylıkla uyum sağlayabilmektedirler.

 

Değişim ve çatışma dönemlerinde en alt basamaklarda çalışanlar üst ve orta katlarda garip bir şeylerin yaşandığını sezinlemekte, ancak kendilerine doğrudan söylenmediği sürece olanlarla ilgilenmemekte ve bir taraf olmak istememektedirler.

 

Buna karşın, orta basamaklarda çalışan, iş deneyimleri 2 ile 5 yıl arasında değişen genç profesyoneller isteseler de istemeseler de kendilerini tam anlamıyla savaş alanının tam orta yerinde bulmaktadırlar.

 

Bu kişilerin çoğu zaman yaptıkları da kabahattir, yapmadıkları da. Sürekli birilerinin adamı olmakla suçlanmakta, yanında çalıştığı kişiye göre etiketlendirilmekte ve eğer gerçekten böyle bir yakınlıkları varsa tam anlamıyla, diğer tarafın hedef tahtası olmaktadırlar.

 

Bazen kariyer yapmak, eğitim aldıkları alanda bir meslek edinmek ve çalışarak aile bütçelerine bir katkıda bulunmaktan başka bir istekleri ve endişeleri bulunmayan bu genç insanlar savaşın orta yerinde cephelerde harcanmaktadırlar. Bölüm toplantılarında yöneticileri tarafından bazen saflıklarından ve deneyimsizliklerinden yararlanılarak bazen tehditle, deyim yerindeyse, dolduruşa getirilmektedirler. Diğer bölüm yöneticileri ve çalışanları ile işbirliği yapmamaya, hatta olabildiğince onların işini engellemeye, geciktirmeye ve sabote etmeye yönlendirilmektedirler.

 

Bölüm yöneticilerinin gözüne girmek, işlerini ve ilişkilerini biraz daha olsun güvenceye almak ve performans değerlendirilmesinde sorun yaşamamak için bu genç profesyoneller isteyerek ya da istemeyerek tetikçi rolünü üstlenmektedirler. Bazen de kraldan çok kralcı davranmaya, vur deyince öldürmeye kalkmakta ve başlarına ciddi sorular açmaktadırlar.

 

İşyerlerinde kendilerini sıklıkla yalnız hissedenler, toplantılarda günah keçisi ilan edilenler, lavaboya gidip ya da masasına kapanıp ağlayanlar, istifaya zorlananlar ya da çareyi işi bırakıp gitmekte bulanlar işte bu işyeri savaşları gazileridir.

 

Ücret artışlarının tatmin edici olmaması, beklenen terfilerin bir türlü gelmemesi, eğitim ve geliştirme etkinliklerinin yetersizliği, motivasyon eksikliği ve sosyal aktivitelerin yokluğu gibi nedenlerle zaten bunalımda olan orta yönetim basamaklarının genç profesyonelleri bütün bunların üstüne bir de kendilerinin başlatmadığı bir savaşın bütün sonuçlarına katlanmak zorunda kalmaktadırlar.

 

Savaşları başlatanlar, çok kolaylıkla savaşın izlerini anılarından silip atabilmekte ve yeni projelerle gündeme gelerek organizasyonel yaşamlarını sürdürmektedirler. Buna karşın, içine düştükleri üzücü (bazen de komik) durumları ve kendilerine yapılanları unutamayan duyarlı (ve aslında dürüst ve iyi niyetli) insanlar ise kendilerini bir türlü toparlayamamakta ve işyeri savaşları gazisi unvanını taşımaya hak kazanmaktadırlar.

 

İbarutcugil@rcbadoor.com