Çalışanlar ve konuşanlar

     Prof. Dr. İsmet Barutçugil

      İşletmelerde insanlar ortak amaç doğrultusunda iş yapmak, çalışmak için bir araya gelirler. İş sahipleri, yöneticiler çalışanlarının kendilerine verilen görevleri yapmalarını, işin gereğini yerine getirmelerini beklerler. İşe alma süreçlerinde yöneticiler gerçekten çalışacak insanları seçmeye çaba gösterirler. Görüşmelerde adaylara nasıl çalışmalarını istediklerini anlatırlar, tepkilerine bakarlar ve iş başında nasıl performans göstereceklerini anlamaya çalışırlar.

Ancak, sorun genellikle burada başlar. Görüşmelerde doğru adayı belirlemek her zaman kolay değildir. Çünkü yöneticilerin aradıkları gerçekten çalışmayı seven, işi bilen ve yapabilen insanlar konuşmayı ve kendilerini anlatmayı sevmezler. Bu insanlar, iş yapmanın bir ayrıcalık, bir üstünlük olduğunu değil, olağan görevleri olduğunu düşünürler. İş sevgilerini, bilgilerini ve becerilerini zaten olması gereken özellikler olarak görürler, üzerinde ayrıca konuşmayı gereksiz bulurlar.

Oysa biraz bilgisi, çok az tecrübesi, bir iki de küçük başarısı olanlar bunları uzun ve ayrıntılı anlatarak, abartarak, seslerini ve beden dillerini de etkili kullanarak kendilerini çok iyi pazarlarlar. Bu kişilerle ilk defa karşılaşanlar, onların engin bilgileri, derin tecrübeleri ve sayısız başarıları olduğu izlenimine de kapılabilirler. Oysa onların bilgileri kulak dolgunluğu, tecrübeleri başkalarını gözlemleyerek ya da dinleyerek öğrendikleri ve başarıları da aslında içinde oldukları ekibin ya da kurumun başarılarıdır. Ancak, o kişiler bunları anlatırken çekinmeden kişiselleştirirler, kendileriyle özdeşleştirirler, doğrusu buna kendileri de inanırlar. Bunların en önemli becerileri kişisel pazarlamadır.

İş ortamlarında görevler dağıtılırken, işler paylaşılırken ve yürütülürken ortalıkta pek görünmeyen bu insanlar, başarılı sona yaklaşılırken ortaya çıkarlar, kutlamaların en coşkulu kişileri olurlar. Çekilen grup fotoğraflarında ortada yöneticinin hemen sağında ya da arkasındaki kişilerdir.

Bu insanlar, hemen her durumda sizi bulurlar ve konuşmak için fırsatlar yaratırlar ve sürekli olarak size ne kadar çok çalıştıklarını, çok yorulduklarını anlatırlar. Kendilerine sorarsanız (sormasanız da zaten söylerler) bütün zor ve önemli işleri onlar yapıyor, şirketi onlar omuzlarında taşıyorlardır. Toplantılarda da çok konuşurlar. Ancak bu konuşmalar genellikle yöneticileri onaylayan ya da başkalarının görüşlerini yeniden ifade eden konuşmalardır. Bu kişiler, sessizce yanındakiyle konuşan alçakgönüllü gerçek fikir sahiplerinin fikirlerini kendilerininmiş gibi yüksek sesle ortaya söyleme konusunda da ustadırlar.

Diğer taraftan, gerçekten çalışmayı bilenler ve sevenler, konuşmayı zaman kaybı olarak görürler. Kendilerine verilen görevleri özverili bir şekilde yerine getirirken zaman kaybetmek istemezler. Yaptıklarının yöneticiler tarafından bilindiğini, başarılarının fark edildiğini düşünürler. İşleri ve görevleri onlar için önemli ve anlamlıdır. Kişisel anlamda heves ve heyecanları yüksektir. İş yapmak için başkalarından övgü almaya, başkaları tarafından isteklendirilmeye ihtiyaçları yoktur. İşlerinde ustalaşmak, kendilerini geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek onları mutlu eder. Kendilerini kabul ettirmek için değil, işlerini kabul ettirmek için çaba harcarlar. Özgüvenleri yüksektir. 

Ancak, bu insanlarda adalet duygusu da gelişmiştir. Haksızlıklar onları mutsuz eder. Kendilerinin ödüllendirilmemesinden ya da öne çıkamamaktan rahatsız olmazlar, ancak hak etmeyenlerin ödüllendirilmesinden rahatsız olurlar. Ekibin başarısını kişisel başarı olarak ortaya koyan liderlere ya da ekip üyelerine kızarlar. Çoğu kez, işten soğumalarının ve sonunda ayrılmalarının nedeni kendi başarılarının, performanslarının fark edilmemesi değil, gerçekte çalışmayanların, ekibe katkıda bulunmayanların başarılı görülmesidir.

Bu insanlar çoğu kez kendi görüş ve düşüncelerini tam olarak ifade edemezler. Fikirlerinin yeterince olgunlaşmasını ya da taraftar toplamaya uygun bir ortamın oluşmasını beklerler. Bazen de işlerini yapmakla o kadar yoğun uğraşırlar ki durup yaptıklarını ya da düşündüklerini anlatmaya zaman bulamazlar. Tam bu sırada, iş yapmayan ancak konuşan ve etraflarında olup bitenleri çok iyi izleme yeteneğine de sahip bulunan insanların tuzağına düşerler. Verdikleri bilgiler, fikirler ve projeler kısa bir süre sonra bir başkasına mal edilmiş bir şekilde ortaya çıkar, ilgi ve takdir toplar.  Artık yapacak bir şey kalmamıştır.

Yöneticiler, kendi organizasyonlarında bu durumların olduğunu ya da her an olabileceğini bilmelidirler. Onlar, gerçekten yüksek performansla çalışan kişileri çok rahatsız eden ve sonuçta organizasyona zarar veren bu durumların olmaması için çalışanların konuşturulması, konuşanların da çalıştırılması için önlemler almalıdırlar.